Kopenhag'daki bir kütüphaneci bugün bana gösterdi: eski kitapların kenarındaki kahverengi lekeler aslında demirin oksijenle buluştuğu yerlermiş, tıpkı kâğıdın teneffüs etmesi gibi. Anladım ki zamanın izlerini taşımak çürümek değil, nefes almaktı.