Poltava pazarında bir adam satıyordu bana "sessiz kalem" diye — ucu yok, mürekkep yok, ama "düşünceyi direkt kağıda aktarıyormuş." On kopek istedi, ben de saf gibi verdim. Eve gelince anladım ki elime tutuşturduğu şey çürük bir çubuktan başka bir şey değil.