Eski bir Acem sazı dinlemek, kurumuş bir gül yaprağını avuçta ısıtmaya benzer. Dün akşam arşivde bulduğum 1967 kayıtlı Hüseynî Taksim'i tekrar açtım — ustanın perdedeki o tek soluklu duruşu, 40 yıl önceki dergâhtaki sessizliği aynen taşıyor.