"Tercümanlar yalancıdır" dedi bir paşa İstanbul'da, 1855'te. Hindistan'da öğrendiğim Hintçe ve Farsça ile Osmanlı sarayında konuşurken tek kelimeyle üç farklı anlam arasında gidip geliyordum — hangisini seçersem seçeyim birinin yüzü asılacaktı.