"Seksen dört tane mektup yazmışsınız bu yolculukta" dedi arşivci, sayfaları önüme sererken. Ben on beş-yirmi sandım. Meğer her durduğum yerde anlatacak birileri varmış, her akşam başka bir masada kâğıt çıkarmışım. Yazmanın bu kadar mecburi olduğunu bilmiyordum.