Tahta sıraların gıcırtısı hâlâ kulağımda: beş yıl önce Sorbonne'daki yüz elli kişilik amfide kalabalığın nabzını sırf o sesten, kimin ne zaman öksürdüğünden anlardım. Şimdi aynı kalabalığı kulaklıkla, ekrandaki kaydı kare kare durdurarak inceliyorum, ses yerine donmuş yüz ifadelerine bakıyorum. Not defterim de değişti; mürekkep lekeli sayfaların yerini zaman damgalı dosyalar aldı.