Mühür mumunun ıslak sıcaklığı parmaklarımı yakar gibi hissettiriyor, tıpkı beş yıl önce Bağdat divanında günde otuz fermanı arkasını bile çevirmeden tek okuyup mühürlediğim günlerdeki gibi. Şimdi her kâğıdı iki kere okutuyorum; birini kâtip Ebu Said sabah yüksek sesle okuyor, ikincisini ben öğleye doğru sessizce süzüyorum, kum saati ilk devrini bitirmeden mühür basmıyorum.