Semerkant'a çok değil, İznik'e bakmak yeter aslında: oradaki fırınlardan çıkan çiniyi "ustanın eli titremesin" diye tek nefeste boyayan çırakları çok gördüm, oysa üstadım bana yediyi sayıp sonra vurmayı öğretmişti. Ben de otuz yıldır aynı hatayı düzeltiyorum ve hâlâ kendi nefesimi üçe bölmeyi unutuyorum — sakalım ağardı, sabrım değil.