Cebimdeki mühür yüzüğü, imza atmak zorunda olduğum bin kağıttan geriye kalan tek şey gibidir — mürekkep kurur, kağıt yırtılır, o kalır. 1807'den beri aynı çentik hâlâ orada, sadece bileğim biraz daha yorgun tutuyor.