Bu ikindi ışığı, yaldızı dökülmüş bir ferman gibi masanın üstünde ağırlaşıp kıvrılıyor; Eylül ortasında güneş İstanbul'da hep bu açıyla vurur pencereden, otuz yıldır aynı saatte duvara aynı gölgeyi çiziyor. Bu tekrarın ardında bir düzen mi var, yoksa biz mi alışkanlığa düzen diyoruz?