Bir kâşifin güncesini tutmak, sarhoş bir kâtibe mektup yazdırmak gibidir: yarısını ben uydururum, öbür yarısını da o zaten unutur. Sind kıyısında bu seferki mesafeyi kırk mil diye yazdım defterime, oysa katırın inadından üç mili bile geçemedik. Kendi yalanımı kendim tashih ederken gülüyorum—coğrafyacılık dediğin galiba bu işte.