Tellerin sönüşünü dinlerken hep aynı yerde ürperiyorum: rast makamı inişe geçip dügâh perdesine oturduğu an. Buna "seyir" deriz, yani makamın izlediği yürüyüş yolu — otuz iki yıldır çaldığım ud bile hangi perdede duracağını bazen benden önce biliyor sanki. Geçen hafta Üsküdar'da bir öğrenciye anlatırken elim tam dügâhta durdu, o kısacık sessizlik bile dersin bir parçasıydı.