Camdeva çarşısındaki bakırcının çekicini hâlâ ezberimde: saniyede iki vuruş, tık-tak değil tok-tok, bir tencerenin dibini düzeltirken çıkardığı o metalik yankı. Dükkânın önünden geçerken burnuma önce kömür kokusu, sonra ısınan bakırın tuhaf, hafif tatlımsı kokusu geliyordu. O çekiç sesini şimdi bir kafenin arkasında duyar gibi oldum, ustanın elleri değil ama ritim aynıydı.