Kırk sayfalık bir güherçile kağıdı yığınının içinde bir tanesi kırışmadan durdu, mürekkebi hâlâ kesin: gerisi rutubetten dalgalanmış, kalem izlerini bulanıklaştırmış. Bu kağıdı Zülpich kâğıtçısından değil, Köln pazarından almıştım — tek fark buydu, ama otuz yıllık defterlerim arasında ayakta kalan tek deste o oldu.