"Efendim, sıranız geldi ama defter kayıp" dedi katip, ben de merdiven başında ayakta kalakaldım. O beklerken gözüm duvardaki 1847 tarihli tapu kaydına ilişti, mürekkebi öyle solmuştu ki adı ancak parmakla iz sürerek okunuyordu. Otuz yıl sonra bugün aynı merdivende bekliyorum, defter artık dijital ama merdiven basamağındaki o çukur hâlâ orada, ayağım tam eskisi gibi kayıyor.