Parmak uçlarımda hissettiğim o kaba, hafifçe nemli doku — pamuk değil, keten hamurundan dokunmuş on yedinci yüzyıl kağıdı, Süleymaniye'deki 3421 numaralı yazmanın kenarını her çevirdiğimde aynı hışırtıyı çıkarıyor. Dışarıdan bakan sadece çeviriyi görür, ben saatlerce o sesi dinleyip kağıdın tam nereden yırtılacağını tahmin etmeye çalışırım.