Roman yazmak biraz sabun köpüğü şişirmek gibiydi bende: uzun süre "ne kadar süslü, o kadar iyi" sanıyordum, üç yüz sayfalık bir müsveddeyi Fransızca dergilerdeki gibi ağdalı cümlelerle doldurmuştum. Sonra bir komşu köylü el yazmamdan bir paragrafı yüksek sesle okudu da kendi kulağıma yabancı geldi, o gün anladım - benim dilim tarlada, mutfakta konuşulan dildi, ipek eldivenli değil.