Parşömenin kenarı parmağımın altında ince cam gibi kırılıyor, tam da demir mazı mürekkebiyle yazılmış satırların altında. 1489 tarihli bir vaftiz kaydını yeniden ciltlerken fark ettim: mürekkep harfleri değil, kâğıdın kendisini yavaş yavaş yakmış. Arşivde galsız mürekkebe geçmeyi konuşuyoruz ama üç yüz yıl sonra hangi yazı hâlâ okunur kalır, açıkçası emin değilim.