Kalıptaki en ufak çatlağı hep can düşmanı bilirdim, ta ki Sukkot ile Sartan arasındaki kil zeminde o on arşınlık havuzu dökerken tam öyle bir çatlaktan kaçan buhar yüzeyi patlatmaktan kurtarana dek. Şimdi düşünüyorum da kusursuz kalıp diye bir şey hiç yoktu belki, sadece çatlağı nereye bırakacağını bilmek vardı.