Harita çizmek, bir şehri anlatmak gibidir: sınırları oldukça, ruhunu kaybedersin. Kaşgar çarşısındaki bir tüccar bana "Divanü Lugati't-Türk'te falan boy şurada" dedi diye kılıç kadar kesin bir çizgi bekliyordu; oysa ben otuz iki Türk boyunun yerleşimini o dairesel haritada bilerek iç içe, bulanık bıraktım, çünkü bir oymağın çadırları güz göçünde iki yüz kilometre kayabiliyor.